Alkol İle İlgili Bilgiler

Alkol İle İlgili Bilgiler

Sık Sorulan Sorular

Gebelikte güvenli miktar, zaman veya tür yoktur. Alkol plasentadan bebeğe geçer ve gebeliğin her döneminde gelişimi olumsuz etkileyebilir. Bebeğin karaciğeri henüz tam olarak gelişmemiştir ve alkolü işleyemez. Bu nedenle hamilelikte alkol tüketimi düşük yapma, erken doğum ve bebeğin düşük kilolu doğma riskini artırır. Emzirme döneminde de alkol süte geçer. En doğru yaklaşım gebelik ve emzirmede hiç alkol tüketmemektir.

Alkol rüya uykusu (REM) dediğimiz evrenin süresini kısaltır. REM uykusu öğrenme, hafıza ve duygusal düzenleme için önemlidir. Alkol bu evreyi azaltır, gecenin ikinci yarısında sık uyanmalar ve yüzeysel uyku yaratır. Dolayısıyla ertesi gün dikkat ve uyanıklık azalır yorgunluk artar. Sonuçta da uyku kalitesi olumsuz etkilenir.

İrade ve kişinin değişim isteği süreçte çok önemlidir. Ancak bağımlılık beynin ödül ve özdenetim sistemlerini etkileyen kronik bir sağlık durumudur. Bu nedenle yalnızca irade yeterli olmaz. Etkiyi artıran kanıta dayalı tedavilerle iradeyi birleştirmektir. Alkol bağımlılığında ortaya çıkan alkol yoksunluğu başlı başına tehlikeli bir durumdur. Bu nedenle de tek başına bırakmayı denemek tehlikeli olabilmektedir. Alkol yoksunluğunda ortaya çıkabilen titreme, huzursuzluk ve uykusuzluk, nöbetlere ve Deliryum Tremens’e kadar ilerleyebilir. Deliryum Tremens tıbbi ve acil bir durumu ifade eder. Tedavi edilmezse ölüm riski taşır. Bu nedenle bırakma süreci bir sağlık profesyoneli eşliğinde planlanmalıdır.

Alkol ısınmanıza yardımcı olmaz ancak ciltteki kan damarlarını genişleterek geçici olarak sıcaklık hissi yaratabilir. Bu vücudun iç ısısını artırdığı anlamına gelmemektedir. Sadece cilt yüzeyinde aslında olmayan bir ısınma hissi yaratır. Bu bir yanılsamadır.

Alkol kullanan her kişiye bağımlı diyemeyiz. Bir kişinin bağımlı olup olmadığını anlamak için bakmamız gereken bazı kriterler vardır. Bu kriterleri 6 başlık altında ele alabiliriz:

  • Kişinin son 6 ay içinde ne sıklıkla alkol tükettiği dikkate alınmalıdır. Kullanım sıklığı ortalamaya bakılarak belirlenir.
  • Kişinin son 6 ayda bir günde içtiği ortalama alkol miktarına bakılır. Günlük alınan alkol miktarı standart ölçüyle hesaplanmalıdır. Örneğin, 33’lük bira veya bir kadeh şarap 1 ölçü iken; bir duble rakı, viski, cin ya da votka 2 ölçüye denk gelmektedir.
  • Kişinin son 6 ayda tek seferde 6 standart ölçü ve daha fazla alkol tüketme sıklığına bakılır. Bu, ne sıklıkla yüksek miktarda alkol kullandığını değerlendirmek için önemlidir.
  • Kişinin gündüz saatlerinde de alkol kullanıp kullanmadığına bakılır. Sabah ya da öğle saatlerinde alkol kullanmaya başlaması esas alınır. Gündüz kullanımı varsa, bunun sıklığı öğrenilmelidir.
  • Kişinin aile ve çevresinin çok fazla alkol kullandığına dair endişeleri olup olmadığına bakılır. Aile ve çevrenin bu durumu ne sıklıkla bir sorun olarak değerlendirdiği önemlidir.
  • Kişinin alkol kullanımı sebebiyle sosyal aktivitelerden uzaklaşması, aile ve arkadaş ilişkilerinin kopması gibi sorunlar yaşayıp yaşamadığına bakılır. Buradaki önemli nokta, kişinin alkol kullanımı nedeniyle hayatında vazgeçtiği etkinlikler ve kişiler olup olmadığını değerlendirmektir.

Alkol kullanımı olan kişilerle bu kriterler üzerinden bir risk değerlendirmesi yapılmalıdır. Her sorunun cevabı “hiçbir zaman (0 puan)”, “bazen (1 puan)” ve “çok sık (2 puan)” olmak üzere değerlendirilir. Bu sorulara verilen cevaplarda 3 puan ve üzeri alan kişilerin alkol kullanımı “yüksek riskli” olarak değerlendirilir.

“Kişi sosyal içici olduğunu öne sürse de bağımlı olabilir. Bağımlılık her gün içmek anlamına gelmez.”

Bu ölçüler kişinin risk düzeyini saptamak içindir. Kendiniz ya da çevrenizdeki kişiler için endişeniz varsa bu kriterlere göre değerlendirme yaparak risk durumunu saptayabilirsiniz. Riskli olduğunu düşündüğünüz durumlarda bir bağımlılık merkezinden yardım alabilirsiniz.

Sosyal içicilik alkol kullanım şeklini tarif eder ve halk arasında kullanılan bir kavramdır. Alkollü içecekleri sosyal ortamlarda, kutlamalarda ve arkadaş ortamında kullanma ile ilişkilendirilir.

Günümüzde “sosyal içicilik” diye bir tanım kabul edilmemektedir. Sosyal içiciler alkolle ilgili bir problem yaşamayabilirler ancak bu, hiç problem yaşamayacakları anlamına gelmez. Sosyal içiciler de alkolü riskli kullanabilir veya bağımlı olabilirler. Bu nedenle sosyal bir içici de bağımlı olabilir.

Önemli olan kişinin alkol kullanımının riskli olup olmadığını veya bağımlı olup olmadığını iyi araştırmaktır. Gerekli değerlendirme yapıldıktan sonra farkındalık kazanmak ve uygun önleme yöntemleri kullanmakla geriye dönüş mümkündür.

Kişi sosyal içici olduğunu öne sürse de yani seyrek içiyor gibi görünse de bağımlı olabilir. Bağımlılık her gün içmek anlamına gelmez. Öte yandan kişi bağımlı olmasa da sosyal içici ise bağımlı olma riski yüksektir. Alkol kullanımının sebep olduğu trafik kazaları gibi sorunlar da ortaya çıkabilir.

Sosyal içicilik durumlarında alkol kullanım sorunları iyi değerlendirilmeli, gerekliyse yaşam düzeni buna göre yeniden yapılandırılmalıdır. Alkol kullanım sorunu düzelebilir. Farkındalık geliştirmek ve düzeltmek için bir adım atmak sorunla baş etmeyi kolaylaştırır.

Her alkol kullanan kişi kontrollü ve istemli bir şekilde kullanarak başlar ve bu durumun böyle devam edeceğini düşünür. Kendisinin iradesi dışında kullanabileceğini ya da içerken kendisini durduramayacağını düşünmez.

Kişinin kendisini durduramamasının temel nedeni alkolün zaman içerisinde bağımlılık yapıcı bir etkisinin olmasıdır. Alkol alındığında içeriğindeki etken maddeler beyinde haz ve zevk duyan bölgeyi uyarır, beynimiz bunu keyif veren bir durum olarak algılar.

Tekrar alkolle karşılaştığımızda beynimiz bu keyif verici etkiyi hatırlar ve tekrar kullanmayı ister. Alkol gördüğü zaman bize “git ve kullan” mesajını verir. Bu durumun sık sık tekrarlanmasıyla birlikte beynimizdeki “dur” mesajını veren kontrol mekanizması işlemez hâle gelir ve kişi alkol almaya başlayınca kendisini durdurmakta zorlanır. Çünkü alkol kişinin davranışları üzerindeki kontrolünü azaltır.

Kullanılan miktar aynı etkiye ulaşabilmek için giderek artırılır ve böylelikle tolerans gelişir. Tolerans içilen alkolden aynı etkiyi elde etmek için miktarın giderek artması durumudur. Tolerans geliştikçe alkol miktarı artar ve bağımlı olma süreci hızlanır.

Alkol alınmadığı zamanlarda oluşan rahatsızlık düzeyine “yoksunluk belirtileri” denir. Bu durum kişinin tekrar tekrar alkol almasına neden olur. Kişi alkole hem fiziksel hem de psikolojik olarak bağımlı hale gelir.

  • Fiziksel bağımlılık alkolün vücuttan çekilmesiyle oluşan terleme, titreme, bulantı, huzursuzluk, baş ağrısı, kalp atışında düzensizlik gibi belirtilerle kendini gösterir.
  • Psikolojik bağımlılık ise kişinin alkolü ruhsal durumunu düzeltmek için bir araç olarak kullanmasıyla ortaya çıkar. Kişi kendisini alkol kullandığında iyi hissettiğine inanır ve alkol almadığı zamanlarda bu sahte iyilik haline ihtiyaç duyar.

Toplumda alkolün az tüketilmesinin özellikle kalp-damar hastalıkları üzerinde olumlu etkisi olabileceğine dair inanışlar vardır. Ancak yapılan araştırmalar az miktarda kullanımın doğrudan bir faydası olmadığını aksine bağımlılığa yatkınlık oluşturduğunu göstermektedir.

Amerika, Kanada, Yeni Zelanda ve Avustralya gibi ülkelerde yapılan araştırmalar düzenli alkol kullanımının bir kadeh ölçüsünde bile kalp-damar hastalıklarına iyi gelmediğini göstermektedir. Benzer şekilde İtalya’da yapılan bir çalışma günlük 2 ölçü alkolün sindirim sistemi ve karaciğer üzerinde olumsuz etkileri olduğunu, meme kanseri riskini ise 2 kat artırdığını bulmuştur.

Sonuç olarak sağlıklı olmak için az miktarda bile olsa düzenli alkol kullanımına ihtiyaç yoktur. Az miktarda bile olsa düzenli alkol kullanımı miktarın giderek artmasına yol açarak bağımlılık riskini artırır.

Haftada bir kadeh alkol kullanımı bile Fetal Alkol Sendromu (FAS) tetikleyebilir.

Hamileliğin özellikle ilk 3 ayı bebeğin gelişimi açısından son derece önemlidir. Kadınlarda alkol kullanımı hamileliğin erken fark edilememesi nedeniyle büyük risk taşır. Hamile olduğunu fark etmeden alkol kullanmaya devam eden anne farkında olmadan bebeğine zarar verebilir.

Alkol annenin kanına oradan da plasenta yoluyla bebeğin kanına geçer. Gebelikte alkol kullanımı bebeğin birçok hastalık ve sakatlıkla doğmasına yol açabilir. Bu hastalıkların en ciddi olanı Fetal Alkol Sendromu’dur. Haftada bir kadeh alkol kullanımı bile bu sendromu tetikleyebilir.

Fetal Alkol Sendromlu çocuklarda görülebilecek belirtiler:

  • Büyüme ve gelişme geriliği (boy ve kiloda)
  • Zihinsel, davranışsal ve nörolojik gelişmede gecikme
  • Basık burun ve dudaklar, küçük çene
  • Kalp, göz veya hareket sistemi anormallikleri
  • Başın küçük olması (mikrosefali)
  • Hiperaktivite ve dikkat eksikliği
  • Uyku ve yeme bozuklukları

Belirtiler bebek 2 yaşına gelene kadar gecikebilir. Bu çocuklar ömür boyu tıbbi bakıma ve özel eğitime ihtiyaç duyar, sosyal ilişkilerde zorluk yaşarlar.

Fetal Alkol Sendromu kalıtsal olmayan zekâ geriliğinin en sık rastlanan ve en kolay önlenebilen nedenidir.

Alkol vücuda alındıktan üç dakika içinde tüm hücrelere ulaşır. Ağızdan alınır yemek borusu ve mideden geçer ince bağırsaklarda emilir kalp ve karaciğere oradan akciğerlere ve en sonunda beyne ulaşır.

Alkol ağızda kuruluk, koku, enfeksiyon, tat alma bozukluğu ve diş eti hastalıklarına yol açabilir. Boğazda tahribat yaparak öksürük ve ses tellerinde bozulmalara neden olur. Uzun süreli kullanımda yüzde kızarıklık ve şişkinlik görülür.

Alkol ayrıca karar verme, düşünme ve hareketten sorumlu beyin bölgelerini etkiler. Uzun süreli kullanımda mide problemleri (gastrit, ülser), karaciğer yağlanması, büyümesi ve siroz gibi hastalıklar ortaya çıkar.

Sinir hücrelerinde hasara bağlı olarak kollarda-bacaklarda uyuşma ve güç kaybı gelişebilir. Bu durum “polinöropati” adı verilen ciddi bir nörolojik rahatsızlıktır.

Toplumda alkolün cinsel performansı artırdığına dair yanlış inanışlar vardır. Oysa araştırmalar uzun süreli alkol kullanımının cinsel isteksizlik, ereksiyon bozukluğu ve geç boşalmaya neden olduğunu göstermektedir.

Alkol kullanan kişiler kullanmayan yaşıtlarına göre daha erken yaşlanma belirtileri gösterir, hayat kaliteleri düşer ve psikolojik problemlerle daha sık karşılaşırlar.

Evet. Kadın ve erkeklerin hormonal yapıları farklı olduğundan alkolün kadın ve erkek vücudundaki etkileri de farklıdır. Kadınlar erkeklere göre alkolün olumsuz etkilerine daha açıktır. Aynı miktarda alınan alkol kadını daha fazla etkiler çünkü kadınların metabolizmasında alkolü parçalayan enzimler daha azdır.

Bu nedenle kadınlarda alkolün etkisi daha uzun sürer, sarhoşluk ve zehirlenme riski artar. Uzun dönemli hastalıklarda (yüksek tansiyon, sindirim sistemi kanserleri, kalp ve karaciğer hastalıkları, siroz, hafıza kaybı vb.) kadınların risk oranı erkeklere göre daha yüksektir.

Kadınların hormonal döngüleri (örneğin adet öncesi dönem) ve doğum kontrol hapı kullanımı da alkolün zehirleyici etkisini artırır. Araştırmalar alkolün beyin üzerindeki küçültücü etkisinin (beyin atrofisi) kadınlarda daha fazla olduğunu göstermektedir.

Ayrıca alkol kullanımına bağlı depresyon, stres ve intihar riski kadınlarda erkeklere oranla daha yüksektir.